ilker ortaç
Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, günahkârların, küfürbazların, beyaz zencilerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların sesi olan underground popüler kültürden uzak fakat kendi trendine sahip şair, yazar, fotografcı.
23 Ekim 2013 Çarşamba
Obsetif objeler II
telefon çaldı. bakkal telefonu öf pöf diyerek açtı.
-alo.
-iyi geceler açık mısınız?
saat bir buçuğa geliyordu. bakkal sigarasından derin bir nefes çekip, 'evet' dedi
-kaça kadar?
-15.
soğuk ve boğuk ses sorusunu tekrarladı. 'kaç?'
-15.
-kaç ... kaç ...
-15 ... 15 ... bir pinpon maçı gibi, aynı kelimeler gidip geldiler telefonda.finalde bakkal sıkıldı. üç dedi kapadı.
saat 22 den sonra problem oluyor dedi, siyah poşete üç bira koyarken. ayağında eşortmanlar ve topuğu ezik ayakkabısıyla paranın üstünü alan adama..
-22 derken dedi adam. 10 dedi 10'dan sonra. yasa çıktı ya amını siktiğimin birası dert baba dedi bakkal.
adam poşeti açıp biralara uzun uzun bir kaç küçük saniye baktı.
eve geldi, anahtarlığı ile biranın kapağını açıp kadına verdi birini. diğerini de bacaklarının arasına sıkıştırıp oturdu. uzun süre konuşmadılar. sonra kadın, 'hiç bir erkekle
31 çektin mi' dedi. adam: '31 derken' dedi? kadın bişi demedi. güldü . uzun bir sessizlik oldu. adam 'evet' dedi. uzun bir sessizlik oldu.biralar bitti. kadın 'hiç yuttun mu' dedi.
Adam nasıl yani demedi ama bakışına kadın 'kendininkini' diye ekledi. uzun bir sessizlik oldu. adam nefesini içine çekip evet dedi.biralar bitti. kadın elindeki boş şişeyi kaldırıp,
ister miydin dedi. hiç sessizlik olmadı. adam bir şey demedi. kadın bir demedi.
ışık söndü.
12 Kasım 2011 Cumartesi
Obsetif objeler I.
Kontrol edilemeyen ve sürekli tekrarlanan, mantıksız alışkanlıktan öte bir şey değil bu. Bunu biliyorsun, bunun üstesinden gelebileceğin anlamına gelmiyor, ama bu. Bunu da biliyorsun üstelik. Bu da beyhude. Kısaca her boku biliyorsun. Bir vakit, bir başka şey takıntın haline gelecek, şu anki hafifleyecek, olmadık vakitlerde hortluyor olacak Soğukta sızlayacak. Sevmekle yetinmiyorsun, kafana saplamakla kalamıyorsun. Beni duyuyor musun. Kıçının bokunu silip fırlatıp, attığın beni.
Uzun zamandır kafanda olan, ‘son’. Bitmesi gerektiğine dair sebepleri alt alta sıraladığın ama ötelediğin, ötelemelerini ke
ndine açıklayacak sebepler dizdiğin tüm devinimlerin ardından, sessizce sen kabul etmesen de, ürkekçe evden çıkıp, bir daha dönmeyeceğine söz verdiğin kasabanın yolundayken, oradan ayrılırken nasıl ona gitmeyi bahane ettiysen, dönerken de bir süre uzak kalmak istediğini söyleyip, tüm bu gidiş gelişleri tek başına üstlenemiyorsun. Sadece sevişmek yetmedi diye bitiyor lafın. Üzerine koyamadık. Birlikte okumadık, izlemedik, tartışmadık. ‘Oysa başı güzeldi’ dedin. Bu da ona gelmeni, ardında bıraktıklarını yok saymayı, sevişebilmeyi bi de meşru kılıyordu. Yetinmedin, yenildin. Bütün mağlubiyetlerini bir başkası üzerinden silebilecektin belki de. Çözüm üretemedin.
ndine açıklayacak sebepler dizdiğin tüm devinimlerin ardından, sessizce sen kabul etmesen de, ürkekçe evden çıkıp, bir daha dönmeyeceğine söz verdiğin kasabanın yolundayken, oradan ayrılırken nasıl ona gitmeyi bahane ettiysen, dönerken de bir süre uzak kalmak istediğini söyleyip, tüm bu gidiş gelişleri tek başına üstlenemiyorsun. Sadece sevişmek yetmedi diye bitiyor lafın. Üzerine koyamadık. Birlikte okumadık, izlemedik, tartışmadık. ‘Oysa başı güzeldi’ dedin. Bu da ona gelmeni, ardında bıraktıklarını yok saymayı, sevişebilmeyi bi de meşru kılıyordu. Yetinmedin, yenildin. Bütün mağlubiyetlerini bir başkası üzerinden silebilecektin belki de. Çözüm üretemedin.
Bir metrekareden küçük, şehirlerarası otobüslerden inenlerin içine ettikleri yerdeyiz. Donunu sıyırıp oturuyorsun, bu arada çantanda ne zamandır gezdirdiğin selpak paketinden son kalan beni, ağzına sigaranı götürdüğün elinde tutuyorsun, sigaran yanmaya başlıyor, küçücük yer dumana bulanıyor, bir taraftan sıcacık işiyorsun. Cep telefonunun sesi geliyor açıyorsun, o. Ben de seni özlemek istiyorum diyorsun, özledim diyince, geleceğimizin olmasına izin ver, bunu bizim için yapıyorum diyorsun, hafif inliyorsun, ıkındığından. ‘Napıyorsun’, ‘Ikınıyorum’. ‘Nasıl’ diyor … sert çok sert diyorsun. Seni istiyorum diyor. Çok mu sert diyor. ‘evet’ diyorsun … ‘ben de ‘diyor … ‘amınla oyna’ diyor oynuyorsun sen de. ‘sanki kıçımdan çıkmıyor da giriyor’ diyorsun, titrerken sesin kapatıyorum’ diyorsun … ‘Seni seviyorum’ dedi. ‘Biliyorum’ dedin. Burada işin bitti. Kıçını silip beni attın. Kalkıp kıçını silerken, deliğe baktın bir saniye. Ürettiğin tek şey, o; bok.
8 Temmuz 2010 Perşembe
ikinci el bakire üzerine -1

kırmızı ışık, sarı, yeşil yürümeye başladın solundan hızla gelen araba var, önce asfaltı kazıyan sesi çarptı suratına, kafanı çevirdin baktın yavaşlamıyor, hiç yavaşlamıyor, hiç yaklaşıyor daha da yaklaşıyor, görüyorsun duracak gibi değil ve hatta durmadı da vurdu sana yerdesin şimdi her yer kan yokum artık ben hayatve illa ki, adamı kimseler sevmeyecek daha, leş gibi Balık kokuyorken üstü başı o, yaşadığı bir romanın merkezindekine, yazdığı bir romanla armağan verir verdiği armağan biraz ceza, biraz azap Kırmızı Balık gitmiş, ardından kışlıklar çıkartılmıştır, bacaklarında meşgul tonu verilmiş bir titreme, nefesi eski bir ramazan davulcusu, elleri damarsızdır artık, oysa ki sizin bunlarla hiç alakanız yokken, az sonra; bu arka kapak size bir muhabbet tellalı gibi bu kitabı satacak ve tüm bilinciniz okuduklarınızın kucağına oturacakHerhangi bir sağlık güvenceniz yoksa eğer, para, iyi bir eğitim ve bir çoğunun fantezilerini asimile edebilecek kışkırtıcılığa sahipken yaşamını fosseptiğe çeviren, bir dişinin, hastane bahçelerinde sabahlarken, bipolar mı, şizofren mi ya da her birinden birer parçaya mı sahip, yoksa sapasağlamken, sadece yapacakların öncesinde kılıf mı hazırlıyor sorusunun cevabına beyninizle yataklık etmeyin kitabı yerine bırakın ve kaldığınız yerden hayatınıza devam edin

İlker ORTAÇ birinci kitabı kaybetme hırsı kırmızı balık’a öyküler’le perdesini araladı, diye başlayan yazar arkadaşlardan birinin ilk kitap için yazdığı tanıtımı anımsıyorum da gülümsüyorum kendi kendime. iyi güzel de, da da da bu biraz kutsama biraz da uzaklaşma adamdan. ne aralamama ama, içinden geçenleri kayıt altına alınca mı, içini aralamış oluyor insan. Bilmiyorum kayır altına alınanlar mı, yoksa rakı masasında konuşulanlar mı daha şeffaf, Aslında bu kıyasa hiç gerek yok, ben birinci kitabı yazarken ki hazzımı özledim Cenibe Erten güzel demişti arka kapakta;"ilker ortaç:
Borçluymuşsun gibi hissedip anlayamam deyip de şükranlarını sunmak için ibadet edersin ya ezip kendini, hatta armağan verirsin... verdiğin armağan biraz da ceza azap ya.
Bu ilişkiyi anlatma bana. köpek gibi içime sinip de dizlerini aramam. Verdiğin korkudan şükranlar yaratmam."
Cenibe Erten
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
